<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Konular Sınavlar Yazılı Soruları ve Cevapları &#187; Dil ve Anlatım</title>
	<atom:link href="http://www.okuldersi.com/dersler/lise-dersleri/dil-ve-anlatim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.okuldersi.com</link>
	<description>Edebiyat Matematik İngilizce Fizik Kimya Biyoloji</description>
	<lastBuildDate>Fri, 30 Jul 2010 02:55:28 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Sayfa 69-86 12.sınıf Dil ve Anlatım Etkinlikleri Cevapları</title>
		<link>http://www.okuldersi.com/sayfa-69-86-12-sinif-dil-ve-anlatim-etkinlikleri-cevaplari/</link>
		<comments>http://www.okuldersi.com/sayfa-69-86-12-sinif-dil-ve-anlatim-etkinlikleri-cevaplari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 03:34:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dil ve Anlatım/ Yazılı ve Testleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.okuldersi.com/?p=5168</guid>
		<description><![CDATA[Sayfa 67
Hazırlık
1. “Hayatımı Yazsam roman olur.” Sözü, romanın insanı baz alarak yaşadığı ya da yaşayabileceği olayları belirli bir zaman, mekan ve kişiler çerçevesinde anlattığına işaret etmektedir.Çünkü insanoğlu, yaşadığı bu dünyada zamandan, mekandan ve olaylardan bağımsız değildir.

Sayfa 68
5. Etkinlik:
Ortak olarak okuduğunuz 3 romanı sınıfta anlatınız.
6. Etkinlik
Aşk-ı Memnu romanının olay örgüsü şu şekildedir.
- Adnan Bey’in eşinin bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #008000;"><strong>Sayfa 67</strong></span></p>
<p><strong>Hazırlık</strong></p>
<p>1. “Hayatımı Yazsam roman olur.” Sözü, romanın insanı baz alarak yaşadığı ya da yaşayabileceği olayları belirli bir zaman, mekan ve kişiler çerçevesinde anlattığına işaret etmektedir.Çünkü insanoğlu, yaşadığı bu dünyada zamandan, mekandan ve olaylardan bağımsız değildir.</p>
<p><span id="more-5168"></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Sayfa 68</strong></span></p>
<p><strong>5. Etkinlik:</p>
<p></strong>Ortak olarak okuduğunuz 3 romanı sınıfta anlatınız.</p>
<p><strong>6. Etkinlik</strong></p>
<p>Aşk-ı Memnu romanının olay örgüsü şu şekildedir.</p>
<p>- Adnan Bey’in eşinin bir süre önce ölmesiyle şimdiki hayatlarının anlatılması.<br />
- Adnan Bey’in Göksu’da sandal gezintisi yapması ve Firdevs Hanım’la tanışması<br />
- Adnan Bey’in Bihter ile evlenmesi<br />
- Bihter’in konağa gelişiyle yeni bir düzenin konakta başlaması.<br />
- Nihal’in Behlül ile Bihter’in konuşmalarını duyup aralarındaki ilişkiyi öğrenmesi.<br />
- Beşir’in bütün olup biteni Adnan Bey’e anlatması.<br />
- Bihter’in intihar etmesi.<br />
- Adnan Bey ve Nihal’in yeniden baş başa kalması.</p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Sayfa 69</strong></span></p>
<p>1. Olay örgüsünü oluşturan parçalar, romanın teması etrafında bir araya getirilmiş ve birbirini tetikleyen parçalar olarak kurgulanmıştır.<br />
2. Aşk-ı Memnu romanındaki olayların kronolojik sırası şöyledir:<br />
- Adnan Bey’in eşini kaybetmesi<br />
- Göksu gezintilerine katılması<br />
- Bihter ile evlenmesi<br />
- Behlül ile Nihal’in nişanlanması<br />
- Bihter’in Adnan Bey ile evliliğinin üzerinden bir yıl geçtikten sonra yine bir Göksu gezintisi akşamı benliğini sorgulaması.<br />
- Behlül ile Bihterin ilişkisinin başlaması.<br />
- Nilah’in bu ilişkiyi Behlül’ün cüzdanından düşen nottan yola çıkarak öğrenmesi ve bayılması<br />
- Zenci köle Beşir’in her şeyi Adnan Bey’e anlatması.<br />
- Bihter’in intihar etmesi.</p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Sayfa 69 70 72 </strong></span></p>
<p><strong>7. Etkinlik</strong></p>
<p>• Verilen şemaya göre, kronolojik olay zinciri, zamanı bir bütün olarak kapsamaktadır.Olay örgüsü ise bir bütün halindeki bu zamanın belirli bir kısmı ya da anını içermektedir.</p>
<p><strong>8. Etkinlik</strong></p>
<p>Kişiler:<br />
• Adnan Bey: Hali vakti yerinde, kırk beş yaşlarında bir İstanbul beyefendisidir. Eşinin ölümü üzerine Bihter ile evlenmiş ve konağındaki yaşamına devam etmiştir.<br />
• Bihter: Hafif meşrepliği ile tanınan Melih Bey Takımı’nın bir üyesi ve Firdevs Hanım’ın kızıdır.Sadık kalacağı zengin bir koca bulmak ve mutlu bir yaşam kurmak arzusuyla Adnan Bey ile evlenir.Fakat ona sadık kalamayarak Behlül ile bir aşk-ı memnu(yasak aşk) yaşar.<br />
• Nihal: Adnan Bey’in masum ve meleksi bir portre olarak sunulan, genç kızlık dönemine girişinden Behlül ile nişanlanmasına kadar hayatı hep başkalarının kararı ile yönlendirilen bir kızdır.<br />
• Behlül:Adnan Bey’in yeğeni olan ve konağa rahatlıkla girip, çıkabilen, Nihal ile nişanlanıp Bihter ile yasak bir aşk yaşayan, Beyoğlu’nun sorumluluk gerektirmeyen günübirlik ilişkilerinden geri kalmayan pragmatik birisidir.<br />
• Beşir: Adnan Bey’in konağında çalışan ve yaşanan yasak ilişkiye ve Nihal’in acıklı durumuna dayanamayıp her şeyi Adnan Bey’e anlatan zenci köledir.</p>
<p>*** Aşk-ı Memnu’dan alınan yukarıdaki olay halkasının teması “yasak aşkın ya da ihanetin sonu”dur.<br />
*** Aşk-ı Memnu romanındaki olay halkalarında bulunan temalar, romanın temasına paralel olarak sunulan, onu değişik açılardan tamamlayan parçalardır.</p>
<p>3. Soru:Aşk-ı Memnu romanının teması “yasak aşk”tır. Bu tema romanda yaşanan yasak aşkın insan hayatları üzerindeki etkisi üzerinden anlatılmıştır.<br />
4. Soru:Aşk-ı Memnu romanının teması “yasak aşk”tır.Romandaki bu tema, romanın yazıldığı Servet-i Fünun Dönemi edebiyatçılarının benimsediği “sanat, sanat içindir” anlayışıyla örtüşmektedir.Çünkü bu anlayış bireyselliği beraberinde getirir.Kendisinden önceki Tanzimat Döneminin aksine toplum sorunlarına eğilmek yerine bireysel duyuş, düşünüş ve zevk baz alındığı için böyle bir tema seçilmiştir.Servet-i Fünun romanlarında sosyal çevre, aile ile sınırlandırılarak toplum yerine aile fertleri arasındaki olaylar anlatılmıştır.Servet-i Fünun’un bütün romanlarında “aşk,kötümserlik ve kaçış” üç ana unsur olarak karşımıza çıkar.Aşk-ı Memnu romanının teması da bu bakımdan romanın yazıldığı dönemin özelliklerine uyar.</p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Sayfa 73 </strong></span></p>
<p><strong>9. Etkinlik</p>
<p></strong>Aşk-ı Memnu romanındaki mekanlar ve özellikleri şunlardır:<br />
• Konak: Adnan Bey’in sahibi olduğu, kızı Nihal, oğlu Bülent ve mahiyetinde çalışanlarla birlikte yaşadığı, romandaki olayların ana merkezidir.<br />
• Göksu: Sandal sefalarının yapıldığı, Adnan Bey’in hayatına yeni bir yön verdiği, Bihter’in içindeki kadını uyandıran dönemin meşur eğlence yeridir.<br />
• Ada: Roman kahramanlarının ruhen sıkıldıkları zamanlarda bir kaçış ve dinlenme yeri olarak kullandıkları mekandır.</p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Sayfa 75 – 77 </strong></span></p>
<p>10. Etkinlik Tablo<br />
Kronolojik Zaman<br />
• Adnan Bey’in Göksu gezisi<br />
• Bihter ile Adnan Bey’in evliliği<br />
• Bihter ile Behlül’ün ilişkisinin başlaması<br />
• Adnan Bey’in her şeyi öğrenmesi<br />
• Bihter’in intiharı ana zamanlardır.<br />
Zamanda Geriye Dönüşler:<br />
• Romanda Bihter’in evliliğinin üzerinden bir yıl geçtikten sonra kendisiyle hesaplaşırken çocukluğunu hatırlaması romandaki en belirgin geriye dönüştür.</p>
<p><strong>11. Etkinlik:</strong></p>
<p>Olay örgüsündeki zaman, bir bütün olan kronolojik zamanın içinden alınan bir <a href="http://www.xsir.net/etiketler/b%C3%B6l%C3%BCm.html">bölüm</a></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Sayfa 78</strong></span></p>
<p><strong>12. Etkinlik</strong></p>
<p>Verilen metinden de anlaşılacağı üzere, anlatıcı, romanın olay örgüsü, kişiler, zaman ve mekan unsurlarının belirli bir temaya göre bir araya gelip bir anlam kazanmasındaki temel taşıdır.Başka bir ifadeyle okurun gözleri durumundadır.</p>
<p><strong>13. Etkinlik – Tablo</strong></p>
<p>Hakim(ilahi) Anlatıcının bakış Açısı:<br />
• her şeyi bilen, her şeye hakim anlatıcıdır.<br />
…..<br />
<span style="color: #008000;"><strong>Sayfa 79</strong></span></p>
<p><strong>15. Etkinlik</strong></p>
<p>• Aşk-ı Memnu romanında öyküleyici ve betimleyici anlatım kullanılmıştır.<br />
• Romanda dil göndergesel işlevdedir.<br />
• Söylenmek istenilenin karşı tarafa(alıcı) tam anlamıyla çağrışım yapması, anlatıla doğrultusunda seçilen anlatım türü ve dilin işlevi ile ilgilidir.</p>
<p><strong>16. Etkinlik</strong></p>
<p>• Aşk-ı Memnu romanı realizm akımı doğrultusunda kaleme alınmıştır.<br />
• Realist anlayış Aşk-ı Memnu romanındaki olay örgüsü, kişiler, zaman ve mekan unsurları ile romanın temasının gerçekçi bir dille anlatılmasını ve okurda gerçeklik duygusu uyandırmasını sağlamıştır.</p>
<p>Romantizm:<br />
- Sefiller, Yazarı: Victor Hugo, Konusu: “Jan Valjan’in yaşamı”</p>
<p>Realizm:<br />
- Madame Bovary, Yazarı: Gustave Flaubert, Konusu: Yasak Aşk<br />
<strong><br />
17. Etkinlik</strong></p>
<p>Okuduğunuz herhangi bir romanla ilgili (ör. Aşk-ı Memnu) kişisel duygu ve düşüncelerinizi yansıtan yazılar kaleme alınız.<br />
<span style="color: #008000;"><strong><br />
Sayfa 80</strong></span></p>
<p><strong>18. Etkinlik</p>
<p></strong>Tarihi Roman: Devlet Ana, Osmancık<br />
Macera Romanı: Monte Cristo, Kontu, Robinson, Cruose,<br />
Sosyal Roman: Sinekli Bakkal, Saatleri ayarlama Enstitüsü, Kiralık Konak<br />
Tahlil Romanı: Eylül</p>
<p><strong>19. Etkinlik</strong></p>
<p>1. Grup: Yeşil Gece adlı romandan alınan metin parçası ifadenin bir engele uğramadan akması, gereksiz söz tekrarlarından kaçınılması ile ses akışını bozan, telaffuzu zor seslelere yer vermemesi açısından akıcıdır.<br />
2. Grup: Verilen metin parçası gereksiz ifadelerin bulunmamasını ve anlaşılması güç cümlelere yer verilmemesi açısından duru-açıktır.<br />
3. Grup: Verilen metin parçasının sade ve süssüz olması, duygu ve düşüncelerin kesin ve kısa ifadelerle dile getirilmesi açısından yalındır. Romanın akıcı, duru-açık ve yalın olması yapısının ve temasının okura tam anlamıyla ulaşması açısından önemlidir.</p>
<p><strong>20. Etkinlik</strong></p>
<p>Anlatım Bozukluğu bulunan cümleler:<br />
• Rıhtımdaki – Kıyamet ve Mahşer gününü düşünürken bile tasavvur edemedi – kalabalığı, Galata ve İstanbul sırtlarında birbirinin üstüne kurulmuş, havalara asılmış gibi görünen binaları, kubbeleri bulanık gözlerinin ne çıldırtıcı bir ahret rüyası içinde göründüğünü hatırlıyordu.(Ek fazlalığı)<br />
• Artık, ne düşündüğünü ne istediğini, bu dünyada vazifesi ne olduğunu biliyordu.(Ek eksikliği)<br />
Cümlelerin düzeltilmiş halleri:<br />
• Rıhtımdaki – Kıyamet ve Mahşer gününü düşünürken bile tasavvur edemediği – kalabalığı Galata ve İstanbul sırtlarında birbirinin üstüne kurulmuş, havalara asılmış gibi görünen binaları, kubbeleri bulanık gözlerinin ne çıldırtıcı bir ahret rüyası içinde gördüğünü hatırlıyordu.<br />
• Artık, ne düşündüğünü ne istediğini, bu dünyada vazifesinin ne olduğunu biliyordu.</p>
<p><strong>21. Etkinlik</strong></p>
<p>İsim: sabah, elbise<br />
Sıfat: siyah, yeni<br />
Zarf: birkaç, üçgün<br />
Zamir: bu, o<br />
Edat: ….<br />
Bağlaç: ile, ve<br />
Ünlem: ….<br />
Fiil: al- tut-<br />
• Bu kelime türleri romanın anlamının tam olarak algılanması amacıyla kullanılmıştır.</p>
<p><strong><span style="color: #008000;">Sayfa 81</span></strong></p>
<p><strong>23. Etkinlik</strong></p>
<p>- Verilen metne göre Atatürk’ün en belirgin liderlik özellikleri doğuştan gelen sezgi, araştırmacı turum, çok okuma özelliği ile kararlı olması ve kararlı davranmasıdır.</p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Sayfa 83</strong></span></p>
<p>Anlama Yorumlama<br />
1. Romanın toplumun aynası olduğu düşünülürse toplum için ne kadar önemli olduğu da anlaşılacaktır.Çünkü edebi bir eser olarak roman, ortaya çıktığı toplumun maddi ve manevi bütün kültür unsurlarını başka bir deyişle zihniyetini bünyesinde barındırır.Bununla birlikte topluma yol gösterme ve ilerleme yolunda topluma öncülük etmek gibi bir işleve de sahiptir.</p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Sayfa 84 85 86</strong></span></p>
<p><strong>24. Etkinlik</p>
<p></strong>Roman olay örgüsü, birbiriyle ilişkili olayların zincirleme akışıyla oluşur ve romanın yapı unsurlarından en önemlisini meydana getirir. İşte resimdeki nar da, küçük parçaların bir araya gelmesiyle oluşan bir yapıya sahiptir.</p>
<p><strong>25. Etkinlik</strong></p>
<p>Siz de okuduğunuz bir romanı (inceleme <a href="http://www.xsir.net/etiketler/b%C3%B6l%C3%BCm.html">bölüm</a>ünde tahlil edilen Aşk-ı memnu ile ders kitabında değişik yönleriyle verilen romanlar gibi) verilen plana göre inceleyiniz.</p>
<p><strong>26. Etkinlik</strong></p>
<p>Ateşten Gömlek romanında Atatürk bir roman kahramanı gibi fakat geri planda, bir lider olarak anlatılmıştır.Onun vatanı ve milleti için yaptıkları Kurtuluş Savaşı’nın seyrine paralel olarak verilmiştir.<br />
<strong><br />
Ölçme ve Değerlendirme</strong><br />
1. ……… karakter ………<br />
………tip ………<br />
………kahraman anlatıcı ………<br />
2.<br />
D<br />
D<br />
Y (Romandaki anlatıcı, varlığından söz edilen hayali bir anlatıcıdır.)</p>
<p>3.Doğru Cevap “C” seçeneğidir. “babamın” sözcüğü gereksiz olarak ikinci kez tekrar edilmiştir.<br />
4. C<br />
5. B : “serin” sözcüğü sıfat, diğerleri isimdir.<br />
6. D: “onun” ve “senin” zamirlerinden hangisi olduğu belirsizdir.<br />
7.C<br />
8. C: Soru sıfatı olarak kullanılmıştır.<br />
9. B konumundadır.Kısaca söylemek gerekirse bütünden bir parçadır.</p>
<p>kaynak:etkinlikdersanesi.blogcu.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.okuldersi.com/sayfa-69-86-12-sinif-dil-ve-anlatim-etkinlikleri-cevaplari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÖSTERGELER</title>
		<link>http://www.okuldersi.com/gostergeler/</link>
		<comments>http://www.okuldersi.com/gostergeler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2010 18:57:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dil ve Anlatım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.okuldersi.com/?p=4699</guid>
		<description><![CDATA[GÖSTERGELER
Göstergeler sosyal gösterge, dil göstergesi ve doğal gösterge olmak üzere üçe ayrılır.
Bir toplumdaki büyüme oranı, suç oranı, enflasyon oranı, işsizlik oranı, okuma yazma oranı, kadın ve erkeklerin ortalama ömürü, kişi başına düşen gelir, gazete, kitap, cep telefonu, bilgisayar, internet kullanım oranları gibi belirli ölçütlere göre ölçülebilen oranlar o toplumun sosyal göstergeleridir.

Dil Göstergesi.
Belli dilde, anlamlı en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><strong>GÖSTERGELER</strong></span></p>
<p>Göstergeler sosyal gösterge, dil göstergesi ve doğal gösterge olmak üzere üçe ayrılır.<br />
Bir toplumdaki büyüme oranı, suç oranı, enflasyon oranı, işsizlik oranı, okuma yazma oranı, kadın ve erkeklerin ortalama ömürü, kişi başına düşen gelir, gazete, kitap, cep telefonu, bilgisayar, internet kullanım oranları gibi belirli ölçütlere göre ölçülebilen oranlar o toplumun sosyal göstergeleridir.</p>
<p><span id="more-4699"></span></p>
<p>Dil Göstergesi.</p>
<p>Belli dilde, anlamlı en küçük birimlere dil göstergesi adı verilir. Sadece sözcükler değil, fiil çekim ekleri ve çoğul ekler de birer dilsel göstergedir.</p>
<p>Gösterge çeşitleri:</p>
<p>1-Doğal gösterge: Dumanın ateşi belirtmesi.Bulut, yağmurun göstergesi</p>
<p>2-Yapay gösterge:</p>
<p>*Yansıtıcı gösterge(ikon):Gerçekliği birebir aktarmayı hedefler.Fotoğraf, resim, ses bandı&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.okuldersi.com/gostergeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ATATÜRK&#8217; ÜN TÜRK DİLİ İLE İLGİLİ SÖYLEDİKLERİ</title>
		<link>http://www.okuldersi.com/ataturk-un-turk-dili-ile-ilgili-soyledikleri/</link>
		<comments>http://www.okuldersi.com/ataturk-un-turk-dili-ile-ilgili-soyledikleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2010 18:56:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dil ve Anlatım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.okuldersi.com/?p=4697</guid>
		<description><![CDATA[ATATÜRK&#8217; ÜN TÜRK DİLİ İLE İLGİLİ SÖYLEDİKLERİ
Türk milletinin dili Türkçe&#8217;dir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir.Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yüceltmek için çalışır&#8230; Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felaketler içinde ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;">ATATÜRK&#8217; ÜN TÜRK DİLİ İLE İLGİLİ SÖYLEDİKLERİ</span></p>
<p>Türk milletinin dili Türkçe&#8217;dir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir.Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yüceltmek için çalışır&#8230; Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felaketler içinde ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin, kalbidir, zihnidir. 1929</p>
<p><span id="more-4697"></span></p>
<p>Türk dili zengin, geniş bir dildir. Her kavramı ifade kabiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde çalışmak lazımdır. 1930</p>
<p>Milli duygu ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli duygusunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil bilinçle işlensin. Ülkesini yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır. 1930<br />
Türk dilinin kendi benliğine, aslında güzellik ve zenginliğe kavuşması için, bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, ilgili olmasını isteriz. 1932</p>
<p>Türk dilinin sadeleştirilmesi, zenginleştirilmesi ve kamuoyuna bunların benimsetilmesi içn her yayın vasıtasından faydalanmalıyız. Her aydın hangi konuda olursa olsun yazarken buna dikkat edebilmeli, konuşma dilimizi ise ahenkli, güzel bir hale getirmeliyiz. 1938</p>
<p>Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz. 1931</p>
<p>Milli bilincin ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz.<br />
Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatında egemen ve esas kalacaktır. 1933</p>
<p>******</p>
<p>* Türk demek, dil demektir. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.</p>
<p>* Kesin olarak bilinmelidir ki, Türk ulusunun ulusal dili ve bengi, bütün yaşamında egemen ve temel olacaktır.</p>
<p>* Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet örgütümüzün dikkatli, ilgili olmasını isteriz.</p>
<p>* Dilin zengin ve ulusal almaşı, ulusal duyguların gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil bilinçli olarak işlensin.</p>
<p>* Ulusal duygu ile dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin ulusal ve zengin olması, ulusal duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, bilinçle işlensin. — 2 Eylül 1932</p>
<p>* Türk demek, dil demektir. Ulusun çok açık niteliklerinden birisi de dildir. Her şeyden Önce ve kesinlikle Türkçe konuşulmalıdır. — 1932</p>
<p><span style="color: #ff0000;">2.KAYNAK<br />
</span></p>
<p>Yabancı dil gerekli midir? Evet. Peki, yabancı dil öğretiminde başarılı mıyız? Hayır. Atalar ne diyor? “Bir dil bir insan, iki dil iki insan”. Biz buna inanıyor muyuz? Hayır. Nerden belli? Halimizden. İnansak böyle olur muydu? Hayır.</p>
<p>Yabancı dilde başarısızlık herkesçe bilinen bir şey ve bundan yakınmanın sorunu çözdüğü söylenemez. ‘Dert ortaklığı değil, çözüm ortaklığı yapalım’ diyordu bir arkadaşımız(1). Çok güzel ifade edilmiş ve hepimize rehberlik etmesi gereken özlü bir söz.</p>
<p>Peki, neden başarısızız? Nedeni bilirsek, çözümü de buluruz. Bilimsel düşünce bunu diyor. Ders mi az, öğretmen mi yetersiz, öğrenciler mi tembel, istek mi yok yoksa öğrendiklerimizi mi kullanmıyoruz?</p>
<p>Kanımca bu sayılanların hepsi yanlış, en sondaki doğrudur. Bizde az ya da çok hepsi var, yalnızca “öğrenileni kullanma becerisi” eksik. Tıpkı aldığınız sürücü belgesinin kullanılmadıkça Size bir yararı olmaması, bildiklerinizi gittikçe unutmanız gibi.<br />
Biz edindiğimiz bilgileri kullanmıyoruz. Nasıl Türkçe bilgimiz kitap, gazete okumadığımız için yetersiz ise, öğrendiğimiz dili de yazıldığı kitap, dergi ve gazetelerden okuyarak geliştirmiyoruz. Gelişmeyen dil ne yazık ki geriliyor, unutuluyor.</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk’ün yabancı dile bakışı hakkında daha önceden muhakkak bir şeyler duymuş ya da okumuşsunuzdur (2). Ben burada okuduğum ve benimsediğim bazı görüşlerden hareketle çıkarımlarda bulunacağım.</p>
<p>Atatürk yabancı dil bilirdi: Bildiği diller Fransızca ve Almanca idi. 1910 yılında Fransa’ya gitmiş, manevralara katılmış; 1917 yılında da Almanya’ya gidip, cephede incelemelerde bulunmuştur. Anıt Kabir müzesinde onun okuduğu yabancı kitapları ve önemli bulduğu için altını çizdiği yerleri görebilirsiniz (3).</p>
<p>Atatürk’ün eğitim üzerine onca özlü sözünün varlığını hepimiz biliyoruz. Acaba yabancı dil eğitimi konusunda Atatürk ne düşünmektedir? Bunun için fazla uzun araştırmaya gerek yoktur. Yaptıklarına bakmak yeterli olacaktır.</p>
<p>Örn. “Ankara Üniversitesi’nin fakülte olarak kurulan (1935) ilk yükseköğretim kurumu olan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Büyük Önderimiz’in adını koyduğu ve özel bir misyon yüklediği bir bilim merkezidir. Mustafa Kemal Atatürk Fakültemizin kurulmasını önerirken, çağdaş Türkiye’nin yapacağı atılımda hem ulusal bilincin gelişmesi, hem de özgür düşünceli bireylerin yetişebilmesi için, Türk dilinin, Türk tarihinin ve Türk kültürünün derinliğine araştırılmasının en başta gelen koşul olduğuna inanıyordu.” (4)<br />
“Yabancı dillerin öğretimi” amacıyla Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin “Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümleri” kurulurken; “Tarih ve Türkoloji” bilimlerine yardımcı olmak amaçlanmıştır; “Yabancı Dil ve edebiyat bilimleri, temelde kültürler arası iletişimi sağlamakla yükümlüdür. Bir yabancı dile ve onun edebiyatına bilimsel yaklaşım, kazanılan metod bilgisi ve bilim kavramlarıyla ana dile yönelmeyi sağlıyorsa, asıl işlevini gerçekleştirmiş demektir.” (5)</p>
<p>Atatürk’ün o halde yabancı dil öğrenimini önemsediği, ancak bunu kendi ulusal yararlarımız doğrultusunda kullanılmasını gerekli gördüğü ortadadır. Nitekim“kendi yaşamının son yıllarında, Alman baskısından kaçan Yahudi kökenli bilim-insanlarını Türkiye’ye kabul etmemekle kalmamış, onların bu ülkede görevli oldukları üçüncü yıldan itibaren derslerini Türkçe olarak vermelerini zorunlu kılmıştır.” (6)</p>
<p>Buradan anlaşılan ikinci bir gerçek ise, Atatürk’ün hazır yabancı bilim insanları gelmişken, hazırlık derslerinden sonra yabancı dilde eğitim yapılması gibi bir düşünce taşımıyor olmasıdır. Derslerin Türkçe yapılmasını öncelikli gördüğü anlaşılıyor. Ama biz ne yapmışız? Atatürk’ün de adını taşıyan liselerde yabancı dilde dersler yapmayı özendirmişiz (7) ve böylece yabancı dilde eğitim yapan kurumlar çoğalmış. Sanki yabancı dil anadilden çok daha önemli imiş gibi bir durum yaratmışız. Bu ise Atatürk’ün hiç de amaçlamadığı bir noktaya getirmiş bizi. Şimdi bunu tartışıyor, yapılan yanlışı düzeltmek istiyoruz (8).</p>
<p>Oysa derslerin yabancı dilde yapılması yerine, yabancı kaynakları da kullanmayı/ kullanabilmeyi özendiren, zorunlu kılan bir eğitim mo**** geliştirmeliyiz. Bu model yalnızca öğrenciyi değil aynı zamanda eğitim yöneticilerini, öğretmenleri ve aileyi de içine alacak denli kapsamlı olmalıdır.</p>
<p>Bunu yapmazsak zaman içinde hiç geri dönülemez bir noktaya varmamız işten bile olmayacaktır. Bir kültür ulusu olarak bağımsızlığımızın ve onurumuzun bir göstergesi olan dilimize hak ettiği saygıyı ve özeni göstermemiz gereklidir.<br />
“Bir ülkeyi bağımlı kılmanın ilk şartı o ülkenin dilini kullanılmaz hale getirmektir. Onun için eğitim dilini bağımlı olacağı ülkenin diliyle yani İngilizce ile yapmalıdır. Eğitim kurumlarının dilinin İngilizceleştirilmesi bu amaca hizmet etmektedir. Dil gidince kültür onu takip eder. (Buna kültür emperyalizmi diyoruz) Peşinden yurtseverlik duyguları yok olur. Sonuçta ülkemiz kendisini savunamaz duruma gelir ve önce esir olur, sonra yok olur.” (9)</p>
<p>Üzerinde durmamız gereken bir başka husus da Türk akademisyenlerin yabancı dilde yayın yapma zorunluluğu. Burada da kanımca gerekli düzenleme/ düzeltmeler yapılmalı. Her konu ve alanda illaki yurtdışı yayın aranmamalı. Ancak uluslar arası düzey için başka ölçütler bulunmalıdır. Maalesef “Akademik yükseltmelerde öne alınan; “Science Citation Index (SCI)” ve “Social Science Citation Index (SSCI)”de adı geçen dergilerde yayın yapmayı öngörenlerin, “bilim evrenseldir” diyerek, aslında ülkemizin stratejik bilgilerinin yurtdışına hem de bedavaya kaçırılmasına hizmet ettiklerini fark etmiyoruz ?” (10)</p>
<p>İşin bir de bilimsellik boyutu var: Size şu an Eğitim Fakültesinde derslere giren Alman Öğretim üyesi Prof. Dr. Otto Holzapfel’le yaşadığımız bir olayı aktarayım. Birlikte bir makale yazdık ve yukarıda endeks (AHCI) dergilerinden birine gönderdik: Aldığımız yanıt şu oldu. “Sizin yazınız bilimsel bir dergide yayınlanmalıdır.” (11)<br />
O halde listede yer alması, bu dergiyi yeterince bilimsel yapmaya yetmiyor anlaşılan. Nitekim arkeologlar da bol bol reklâm metni bulunan bazı popüler dergilerin bu listede yer aldığını belirtmektedirler.</p>
<p>Bir bilim insanımız şu kaygılarını dile getirir (12):</p>
<p>• Dilini kaybeden ülke kimliğini ve geleceğini de kaybedecektir!<br />
• Dilde özensizlik, dilde yozlaşma anadiline sahip çıkmamakla gerçekleşmektedir. Türkçenin bilim dili olmadığını öne sürmek kendi dilini inkâr ve açıkça tembelliktir!<br />
• YÖK yanlış hedef seçmiştir. Akademik yükseltmelerde SCI (Science Citation Index) ya da SCCI (Social Science Citation Index) neden seçilmiştir? Neden Türkçe yayınlanan bilimsel eserlere gereken önem verilmemekte ve üstelik küçümsenmektedir?<br />
• Bilimsel eserde gereken nitelik ve içerik midir? Yoksa çok ve anlamsız, yararsız ürünler mi? Bunca palavra ve dünyada insanları hiçbir şekilde etkilemeyecek üretim yerine keşke sağlam birkaç yeniliğe, devrime, icat ve keşife ulaşabilsek!<br />
• Başkasının diliyle düşünmeye çalışmak, doğrudan o başkasının düşünce çerçevesini ve altyapısını benimsemek anl***** gelir!<br />
• Bağımsız düşünce, bağımsız dil olmadan olmaz!<br />
• Binlerce yıllık kültür ve özelliklerinden vazgeçme yoluna girmiş bulunan Türk bilim-insanı, bunu çağdaşlaşmak ve çağdaş uygarlıkların üstüne çıkabilmek için mi yapmaktadır?</p>
<p>Özetle;<br />
Türkçeyi yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak, layık olduğu biçimde araştırılıp geliştirilmesi için onca çabayı göze alan ve hatta hasta yatağında bile “arkadaşlara selam, dil çalışmalarını sakın aksatmayın” diyen Atatürk, acaba “yabancı dil eğitimi” ve “yabancı dilde eğitim” hakkında ne düşünürdü dersiniz? Türk Ulusu! Çocuklarınıza yabancı dil öğretmeyin, öğretir gibi yapın, ama sakın öğrettiğinizi kullandırmayın. Kitap okutmayın. Böylece yabancı dil öğrenemez, kendilerine olan güveni yitirirler! O zaman muhtaç oldukları kudretin yabancıların damarında akan kanda olduğunu, yabancı dil öğrenemeyeceklerine göre doğrudan yabancının dilini benimsemeleri gerektiğini anlarlar! Ne mutlu Türküm deyip, dilini küçümseyene! Ne mutlu yabancı dilde eğitim alana!<br />
Böyle mi derdi? Yoksa biz mi onu yanlış anlıyoruz?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.okuldersi.com/ataturk-un-turk-dili-ile-ilgili-soyledikleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DİL OLMASAYDI NE OLURDU</title>
		<link>http://www.okuldersi.com/dil-olmasaydi-ne-olurdu/</link>
		<comments>http://www.okuldersi.com/dil-olmasaydi-ne-olurdu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2010 18:54:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dil ve Anlatım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.okuldersi.com/?p=4694</guid>
		<description><![CDATA[DİL OLMASAYDI NE OLURDU
Dilin varlığının değerini anlamak için “Dil olmasaydı ne olurdu?” diye düşünmemiz yeterlidir. Eğer dil olmasaydı insanların devlet, şehir, köy, hatta aile kurması mümkün olamazdı. Sosyolojik hiçbir kurumun kurulamayacağı bir ortamda, insanlığın üretim yapması da mümkün olmazdı. Dolayısıyla tekstil ürünleri, arabalar, cam eşyalar, kalemler, defterler… hiçbiri var olamazdı.

Dilin ne kadar önemli olduğunu anlamamız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DİL OLMASAYDI NE OLURDU</p>
<p>Dilin varlığının değerini anlamak için “Dil olmasaydı ne olurdu?” diye düşünmemiz yeterlidir. Eğer dil olmasaydı insanların devlet, şehir, köy, hatta aile kurması mümkün olamazdı. Sosyolojik hiçbir kurumun kurulamayacağı bir ortamda, insanlığın üretim yapması da mümkün olmazdı. Dolayısıyla tekstil ürünleri, arabalar, cam eşyalar, kalemler, defterler… hiçbiri var olamazdı.</p>
<p><span id="more-4694"></span></p>
<p>Dilin ne kadar önemli olduğunu anlamamız bile, dilin ifadeleri ile mümkündür. örneğin dilin önemini belirten bu yazı yine dili kullanmamız sonucunda oluşmuştur. Görülüyor ki insanların dili sonradan icat etmeleri mümkün değildir. çünkü dili icat etmek ancak bir irade, bir yönelim ile mümkün olur. Eğer dilin önemi bile ancak dille ifadesini bulabiliyorsa, dilin bilinmediği bir dönemde insanlar nasıl &#8220;Haydi dil diye bir şey icat e****m&#8221; diyebilir? Dil toplumsal birşeydir. Dilin kendisinin olmadığı bir durumda toplum oluşamaz ki!</p>
<p>Dilin geliştirilmesi elbette mümkündür. Fakat bu dil, belli bir seviyede bilindikten sonra mümkündür. Var olan bir filizin daha büyütülmesi gibi… Dilin hiç olmadığı bir durum, tohumun olmadığı duruma benzer ki artık bir ağaç elde etmek hiç mümkün olmayacaktır. Bir kavram için bir kelime icat edildiğini düşünelim. (Nasıl olacaksa!) Bu kelime insanlarda &#8220;dil&#8221; olgusu oluşmadığı için hemen unutulmaya mahkumdur. Yazının icadı, dilin icadından sonra oluşacak bir aşamadır. Dil kavramının olmadığı bir ortamda, yazının icadı sayesinde mümkün olan birikimin toplanması ve aktarılması da imkansızdır. İnsanlarda dil bilmenin önemi de dil bilinmeden anlaşılamayacağına göre; anlık çıkartılan seslerin toplumsallaşması ve ortak kabul görmesi düşünülemez. Dil toplumsal kabulle ortak olarak kullanılan bir araçtır. Dilin olmadığı bir ortamda ise en basit yapıdaki ailenin bile oluşması mümkün olmadığından, toplum bilinci de oluşamaz. Toplum bilincinin olmadığı bir ortamda ise toplumsal bir hareketle dilin icat edilmesi beklenemez.</p>
<p>İnsan, doğduğu zaman canlıların bakıma en muhtaç olanıdır. İnsan çok uzun yıllar ebeveynlerine muhtaç yaşar. Dilin olmadığı bir ortamda, iletişim sağlanamadığı için aile oluşamaz. İnsanlar cinsel ilişkiye girse bile, çocuğun babası belli olmaz, ancak anne belli olur. Dilin olmadığı bir ortamda insanların cinsel ilişki ile doğum arasındaki ilişkiyi, aradaki dokuz aylık süreye rağmen kurmaları pek mümkün gözükmemektedir. Bu bağlantı bile kelimelerle düşünmemiz sayesindedir. Ayrıca insanların aile oluşturmaları, cinselliğin çiftler arasında sınırlandırılması da dil olmadan mümkün değildir. Böylesi bir ortamda çocuk ancak annesini bilebilir. çocuğu tek başına beslemek, emzirmek zorunda kalan anne, bu işi tek başına acaba nasıl yapar? İnsanın diğer canlılarla karşılaştırılması mümkün değildir. Diğer canlıların çoğu, doğumdan kısa bir süre sonra yürür, uçar ve kendi besinini elde etmeye başlar. Ve birçok canlı türü yavrusunu koruyacak şekilde doğuştan programlıdır. Oysa dilin sağladığı kültür ve iletişim sayesinde, tüm canlıların en acizi olan insan yavrusunun, uzun yıllar süren bakımı sağlanır. İnsanın kelimeleri kullanma yeteneği sayesinde düşünmesi, diğer canlılardaki doğuştan programlanmanın yerini almaktadır.</p>
<p>Dil, toplumsal kabul sonucunda ortak olarak kullanılan bir araçtır. Dil, toplumun içinde yaşar, fakat eğer insanlar dil bilmeseydi toplum oluşamazdı. Bu yüzden dilin, dil olmadan var olamayacak olan toplum tarafından keşfedilmesi de, toplumun bir üyesi olmadan bireylerin keşfetmesi de mümkün görünmemektedir.</p>
<p>Eğer insanlar ilk yaratıldıkları dönemden itibaren dil bilmeselerdi, tahminimizce Dünya&#8217;daki yaşamlarını sürdürmeleri çok zor olurdu. Ayrıca kanaatimizce hiç dil bilmeyen insanların, dili sonradan icat edecek kabiliyet ve iradeye sahip olmaları mümkün değildir. Bu sorunlar tek bir şekilde çözülebilir. O da, ilk insandan beri konuşmayı bildiğimizi kabul etmek şeklindedir. Kuran&#8217;ın ilk insanın konuşmayı bildiğini söylemesi, tüm bu veriler açısından da önemlidir. İnsan dili öğrenecek zihinsel yetenekle, dili duyacak kulakla, cevap verecek ağız ve dille yaratılmıştır. Ne insan zihninin mükemmel yaratılışını, ne de kulağımızın, ağzımızın, dilimizin harika ve kompleks yaratılışlarını tesadüfle açıklamaya imkan yoktur. Tüm bunlarla beraber Yaratıcımızın ilk insana dili öğretmesi de bizim bugünkü varlığımız için gereklidir. Daha uzun detaylara girmemizi gerektiren bu konuyu ilerideki kitaplarımızda incelemeyi düşünüyoruz. Bu bölümde incelediğimiz ayetlerde; ilk insana, dilin öğretilmesinin vurgulanmasını çok önemli bulduğumuzu söyleyerek, bu bölümü noktalıyoruz.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.okuldersi.com/dil-olmasaydi-ne-olurdu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YAZIM(İMLA) KURALLARI</title>
		<link>http://www.okuldersi.com/yazimimla-kurallari-2/</link>
		<comments>http://www.okuldersi.com/yazimimla-kurallari-2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2010 18:52:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dil ve Anlatım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.okuldersi.com/?p=4692</guid>
		<description><![CDATA[YAZIM(İMLA) KURALLARI

 
1) “ki” bağlacının ve “-ki” ekinin yazımı: 
Türkçede üç çeşit “ki” vardır:Bağlaç olan“ki”,sıfat yapan “–ki” ve zamir olan(ilgi zamiri) “–ki” dir.Bağlaç olan “ki” daima ayrı yazılır.Sıfat yapan “–ki” ve zamir olan “-ki” eklendiği sözcüğe bitişik yazılır.
Dilimizdeki bu üç farklı “-ki”yi birbiriyle karıştırmamak için şu pratik yöntemleri uygulayın.
*Cümle içerisinde –ki’den sonra –ler çokluk ekini getirebiliyorsanız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #800000;"><strong><em><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-size: large;">YAZIM(İMLA) KURALLARI</span></span></em></strong></span></p>
<p><span id="more-4692"></span></p>
<p> </p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-size: small;">1) “ki” bağlacının ve “-ki” ekinin yazımı</span></span></em></strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-size: small;">: </span></span></p>
<p><span style="font-size: small;">Türkçede üç çeşit “ki” vardır:<span style="color: #ff0000;">Bağlaç</span> olan“ki”,<span style="color: #ff0000;">sıfat</span> yapan “–ki” ve <span style="color: #ff0000;">zamir</span> olan(ilgi zamiri) “–ki” dir.Bağlaç olan “ki” daima ayrı yazılır.Sıfat yapan “–ki” ve zamir olan “-ki” eklendiği sözcüğe bitişik yazılır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Dilimizdeki bu üç farklı “-ki”yi birbiriyle karıştırmamak için şu<span style="color: #ff0000;"> pratik yöntemler</span>i uygulayın.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">*Cümle içerisinde –ki’den sonra –ler çokluk ekini getirebiliyorsanız o –ki zamir olan –ki’dir. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ayrıca zamir olan –ki’nin bir ismin yerini tuttuğunu ve genellikle zamirlerin üzerine geldiğini de unutmayın.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">&#8212;Arabam bozuldu , seninki(ler)ni kullanabilir miyim?</span></p>
<p><span style="font-size: small;">&#8212;Onunki(ler) seninki(ler)den daha iyi olmuş.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Görüldüğü gibi cümle içerisinde –ki zamirinden sonra –ler ekini getirdiğimizde cümlenin yapısında herhangi bir bozukluk meydana gelmiyor.Öyleyse bu –ki’ler ilgi <a href="http://www.edebiyatogretmeni.net/zamirler.htm" target="_blank"><span style="color: #411f55;">zamir</span></a>idir.</span></p>
<p> </p>
<p><span style="font-size: small;">*Sıfat yapan –ki de <span style="color: #ff0000;">sıfat tamlaması</span> kurar. Sıfat yapan –ki her zaman bitişik yazılır.Pratik olarak önündeki isme <span style="text-decoration: underline;">“hangi</span>” sorusunu yönelterek bulur ve diğer –ki’lerden ayırt ederiz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">&#8212;Sokaktaki çocuklara sahip çıkmamız gerekiyor.(Hangi çocuklar?)</span></p>
<p><span style="font-size: small;">&#8212;Sınıftaki öğrenciler dışarı çıksın.(Hangi öğrenciler?)</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Görüldüğü gibi sıfat yapan –ki’yi alan sözcüğün hemen önündeki isme hangi sorusunu yöneltebiliyoruz.Öyleyse bu –ki sıfat yapan –ki’dir ve eklendiği sıfata daima bitişik yazılır.</span></p>
<p> </p>
<p><span style="font-size: small;">*Bağlaç olan “ki” ise daima ayrı yazılır.Diğer “ki” ekleriyle karıştırmamak için cümleden çıkartırız, cümlenin yapısında ciddi bir bozukluk olmuyorsa o “ki” bağlaç olan “ki”dir. Ayrıca bağlaç olan ki’nin daha vurgulu söylendiğini de göz önünde bulundurmak gerekir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">*Duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini.(Duydum unutmuşsun gözlerimin rengini)</span></p>
<p><span style="font-size: small;">*Sen ki dünyalara değersin.(Sen dünyalara değersin.)</span></p>
<p><span style="font-size: small;">*Şimdi anlıyorum ki o yaptıklarım bir hataydı.(Şimdi anlıyorum o yaptıklarım bir hataydı)</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Görüldüğü gibi bağlaç olan –ki cümleden çıkartıldığında cümlenin anlamında bir daralma olsa da yapısında ciddi bir bozukluk olmuyor, öyleyse bu –ki’ler bağlaçtır ve daima ayrı yazılır.</span></p>
<p> </p>
<p><strong><span style="font-size: small;">NOT:</span></strong></p>
<p><span style="font-size: small;">Mademki,halbuki,oysaki,çünkü,s anki… sözcüklerindeki ‘ki’ ler bağlaç olmasına rağmen kalıplaştığı için bitişik yazılır.</span></p>
<p> </p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-size: small;">2) “de” bağlacının ve “de” bulunma durum ekinin yazımı</span></span></em></strong><span style="font-size: small;">: </span></p>
<p> </p>
<p><span style="font-size: small;">“de” “da” bağlacı da tıpkı “ki” bağlacı gibi ayrı bir sözcük olduğu için daima ayrı yazılır.Bulunma durum eki olan “-de,-da, -de,-ta” ise eklendiği sözcüğe bitişik yazılır. “de,da” bağlacıyla “-de,-da,-te,-ta” ekleri birbiriyle karıştırılmamalıdır.Pratik olarak birbirinden şu şekilde ayırt ederiz: Cümle içerisinde cümleden “de”yi çıkartırız,eğer <span style="color: #ff0000;">cümlenin yapısı</span>nda bir bozukluk olmuyorsa o “de” <a href="http://www.edebiyatogretmeni.net/baglaclar.htm" target="_blank"><span style="color: #411f55;">bağlaç</span></a>tır.Cümlenin yapısı bozuluyorsa o “de” <span style="color: #ff0000;">bulunma durum eki</span>dir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">*Kitap da alacağım.(Kitap alacağım)</span></p>
<p><span style="font-size: small;">*Sen de onun gibisin.(Sen onun gibisin)</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Görüldüğü gibi bağlaç olan “de ,da” cümleden çıkartıldığında cümlenin yapısında bir bozukluk olmuyor.Şimdi de aşağıdaki örnekleri inceleyelim:</span></p>
<p><span style="font-size: small;">*Sende bir şeylerim kaldı.(Sen bir şeylerim kaldı)</span></p>
<p><span style="font-size: small;">*Onu otobüste gördüm.(Onu otobüs gördüm)</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Görüldüğü gibi bulunma durum eki cümleden çıkartıldığında cümlenin yapısı bozuluyor.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-size: small;">Önemli uyarı:</span></span><span style="font-size: small;"> Bağlaç olan “de,da”nın kesinlikle “te,ta” biçimi yoktur.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">*Sana kazak ta alacağım.(yanlış)</span></p>
<p><span style="font-size: small;">*Sana kazak da alacağım.(doğru)</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ayrıca bağlaç olan “de,da” bir özel isimden sonra gelirse kesme işaretiyle ayrılmaz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">*Bize Ahmet’de gelecek.(yanlış)</span></p>
<p><span style="font-size: small;">*Bize Ahmet de gelecek.(doğru)</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.okuldersi.com/yazimimla-kurallari-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
